Annemin çöpleri dışarı çıkartmam gerektiğine dair söylemlerini dinliyor, kardeşimin - hani şu dört yaşından gün alan tatlı cadının- ona bisiklete binmeyi öğretmemle ilgili yalvarmalarını duymazdan geliyorum. Bazı şeylere kulak kabartıyor bazılarını unutuyorum. O kadar hareketli yaşamım içinde birçok işi atladığım oluyor elbette. Geçen akşam da bunlardan birini yaşamıştık. Yöneticiye apartman aidatını teslim etmemi söylemişti babam. Bakayım, yaklaşık 2 hafta önceydi galiba. Tabii ben onu pantolonumun cebine tıkıştırdım hemen görev bilinci yüksek bir çocuk olarak. Ama görev bilinci yüksek çocuk olan ben, o sırada televizyondaki araba yarışlarına takıldım. Bazen ne düşünüyorum, biliyor musunuz? Haklısınız, benim ne düşündüğümü takip etmek gerçekten zor. Mesela bu konuya nereden geldik, anlamadınız bile. Tamam geçiyorum. Bazen şunu düşünüyorum; Pantolon veya gömlek, haydi palto ve yelek de olur, bu tür şeylerin ceplerinde bir alarm olmalı, konulan şeyin oralarda unutulmaması için. İşte, benim pantolonumun cebinde bu alarmcıktan olmadığı için ben apartman aidatını unuttum.

Niye anlattım bunu size? Tamam, hatırladım. Babam geçen akşam apartman yöneticisi ile asansörde karşılaşmış ve aidatın teslim edilmediğini öğrenmiş. Ama suç pantolon cepleri için alarm icat etmeyenlerde. En azından ben kendimi böyle savundum. İşte tam o akşam babam "sorumluluklar ve ben" konulu ceplere alarm konulmasıyla ilgisi olmayan uzun bir nasihatte bulundu bana. Ben nasihatleri severim. Birçok şey öğretir insana. Tamam bazıları biraz fazla uzun oluyor ama ben zaten her türlü konuşmanın ilk iki dakikasından sonra hayal alemlerine daldığım için, hayallerden çıktığım aralıklarda duyduklarım hoşuma gidiyor. Babamın konuşmalarından anladım ki, sorumluluklar biz öğrenciler için sadece okulla, ödevle sınırlı değil. Aslında babam daha derin şeyler de anlattı ama şimdi hatırladıklarım evdeki sorumluluklarımızla ilgili olanlardı.

Babam kendi üzerine düşenleri sıraladı, sonra anneminkileri, sonra benim ve kardeşiminkileri. Eğer bunları yaparsak işlerimizin düzen içinde devam edeceğini söyledi. Sonrasında ben, babamın kolundaki saatin yelkovanına takılmış ve yelkovan hangi yeli kovuyor, akrebe neden akrep deniliyor, soruları üzerine düşünmeye başlamıştım. Birbirinden ilginç teoriler ürettim bu konuyla ilgili ama sizin kafanızı daha çok karıştırmak istemediğim için o konuya hiç girmiyorum. Çünkü o konuya girersem, akrebin ismi ile ilgili düşüncelerin beni amazon ormanlarına, oradan Brezilya maçına, oradan da tutup kızların pembe renk merakına geçtiğimi anlatmam gerekir. Evet, bu konuların hepsinin bağlantısını kurdum kafamda. Nasıl oluyor bilmiyorum ama oluyor işte. Konu konuyu çekiyor. Pembe renkten apartmanın bahçesindeki ortancalara geçtiğimde babamın apartman yöneticisiyle olan konuyu anlatmasına geri dönebildim. Hayal geçişlerimin beni tekrar eve getirmesinden hoşlanıyorum. Ne olursa olsun, başımıza ne gelirse gelsin, ne kadar hayallerde gezersek gezelim döneceğimiz yer yine yuvamız oluyor. Bizi kucaklıyor, sarmalıyor, kuşatıyor. Sevgi dolu bir aile gibisi yok şu hayatta. İşte ben hayalimde konunun tam burasındayken babam evdeki düzeni sağlama yollarını anlatıyordu. Ben de düşünmeye başladım, bizim minik evimizde bile - bu arada evimiz 3 oda 1 salon, balkonu da var, minik dediysem babaanneme dar geldiği için öyle söyledim- neyse işte, bizim evimizde bile bir kişinin işini aksatması sorunlara sebep oluyor, düzeni bozuyorsa, şu koooooskoca evrende bir canlının görevini yapmaması durumunda kim bilir neler oluyor, dedim. Sonra evreni düşünmek beni yordu ve sadece dünyaya yöneleyim istedim. Ama dünya dediğiniz de küçük bir gezegen değil ki canım.

Güneş Sistemi'nin Güneş'e uzaklık açısından üçüncü sıradaki gezegeni olan dünyamızın 4,467 milyar yaşında olduğu tahmin ediliyormuş. Ben geçtiğimiz yılların hangisinde dokuz yaşıma girmiştim onu hatırlamıyorum, bu dünya kendi yaşını nasıl aklında tutsun, hayret ediyorum işte. Demek istediğim, dünya 509.200.000 km2 yüzölçümüne sahip bu gezegen. Öyle küçük bir apartman dairesi değil. Bu yüzden milyarlarca insanın sorumluluklarına sahip çıkması gerekir ki düzen devam etsin. Üstelik bu sorumluluk denilen, sadece kapımızın önünü süpürelim, evimizi temiz tutalım, işimize gücümüze bakalım gibi şeyler değil. Düşündüm de çevremizdeki canlılara, bitkilere, hayvanlara, birbirimize karşı da sorumluluklarımız olmalı. Bu sokak hayvanlarını kim koruyacak mesela? Rabbimiz tüm canlıları insana hizmet için yaratmış. Onlara güzel bir ortam hazırlamamız gerekmez mi? Böylece bize daha iyi hizmet ederler. Hizmet deyince uşağımız gibi düşünmemeliyiz onları. Bazı hayvanlar etiyle, sütüyle, derisiyle hizmet eder. Bazıları denizdeki çöplerle beslenir mesela. Her şey yerli yerince bu kainatta. Hiçbir şey gereksiz değil. Bütün gece başımın üzerinde vızıldayıp duran sinek bana biraz gereksiz görünmüştü ama 100 milyon yıldan daha uzun bir süredir dünyada yaşam süren sivrisinek adlı bu canlılar olmasa, meğer onlarla beslenen birçok hayvan için olumsuz bir şey olacakmış. Üstelik sineklerin bile görevi varmış dünyada.

Bir İnsan Olarak Nelere Karşı Sorumluyuz?

- Bizi yaratan Allah'a karşı sorumluyuz.

- Evimize, ailemize karşı sorumluyuz.

- Arkadaşlarımıza karşı sorumluyuz

- Okulda öğretmenlerimize, derslerimize karşı

- Çevremizde doğaya, hayvanlara, bitkilere karşı

- Şehrimizde görev yapan yetkililere karşı

- Mahalleye, şehre, ülkeye, dünyaya karşı sorumluyuz.

Kısacası eğer Rabbimizin bizden istediği gibi iyi işler yapan bir insan olursak, doğruluğa, iyiliğe yönelir, canlıları korumaya, kimseye kötülük yapmamaya çalışırsak o zaman zaten bütün sorumlulukları yerine getirmiş olmaz mıyız? Oluruz tabii.

Bunlar dışında yaratıcımıza karşı da görevlerimiz vardır. Namaz kılmak, oruç tutmak, güzel işler yapmak, Ona layık kul olmaya çalışmak, bize verdiği nimetler içinşükretmek gibi…

Hemen bugünkü sorumluluk listemi yapıyorum. Her gün için kendime bir liste yapacağım ve artık sorumluluk sahibi biri olarak karşınıza çıkacağım.