Merhaba ben Cenk,

Olduğum yerde duramam, konudan konuya atlar, herkesin kafasını karıştırırım. Bir iş yaparken de o işi bırakır bir başkasına geçiveririm, herkesi allak bullak eder, şaşkına çeviririm. "Yavrum, biraz sabret" deyip duruyor anneannem. Ben ne yapayım, dayanamıyorum işte. Sabır dediğin öyle marketten alınabilir bir şey değil ki. Öyle olsaydı harçlıklarımı biriktirir alırdım inanın. Bazen çok ihtiyacım oluyor çünkü. Tamam, kabul. Genelde çok çok ihtiyacı oluyor kendisine. Öyle saatlerce banyo sırası bekleyemiyorum mesela. Saatler geçmiyor olabilir ama o bir dakika bana ne kadar uzun geliyor biliyor musunuz?

Ne diyordum? Kardeşim banyodan çıktığında ben onunla didişiyordum. İşte o sırada da babam girdi banyoya. Okul servisim geldi diye söylenip durdum tabii. Yetişemeyeceğim, yine gazlayıp gidecek şoför amca dedim. Şoför amca dedim de bizim servis şoförü Ahmet Amca o kadar acelecidir ki inanamazsınız. İki dakika beklemez. Korna basmaya iki mahalle öteden, üç durak önceden başlar. Hatta bazen, bunlar nasılsa geç geliyor, diye bir eli kornada kullanır arabayı, devamlı korna sesiyle turlar mahalleleri. Her öğrencide beş on dakika beklesem akşama kadar sizi okula yetiştiremem, der. Gerçekten de bir defasında aileler bu kadar çabuk, beklemeden basıp gitmesine bozulmuş ve şikayet etmişlerdi Ahmet Amca'yı. Vay, siz misiniz şikayet eden… Ahmet Amca da ertesi gün herkesi bekledi, bekledi, bekledi. Hiç korna çalmadı. Tabii kornasına alışık olan çocuklar -ben de onlardan biriyim bu arada- korna çalmadan evden çıkmadı. O gün dördüncü derse zor yetiştik. Gerçi benim için süper bir gündü, çünkü o gün ikinci ders resimdi. Resmim çok fenadır, görmek istemezsiniz. Köprüye benzeyen gökkuşağı, kamyon farını andıran dolunay resmi yaparım. Resimlerimi hiçbir şeye benzetemeyen öğretmenimiz de bu ne, peki bu ne, iyi de bu ne, diye sorar durur. Zavallı kadıncağız benim çizdiğim resimleri anlamlandıracağım diye ne terler döker bilemezsiniz.

Off konuyu amma dağıtmışım yine. Resim, Ahmet Amca, servis, korna… Durun bakayım… Hah buldum. Banyo sırasındaydım. O gün başımdan buna benzer çok şey geçti. Hepsi beni mi buldu Allah’ım, dedim durdum. Kantinde sıra bekledim, sıra gelmedi aç kaldım. Gün bitmiş eve gidecekken sıra arkadaşım çantasını yere düşürdü ve içindekiler tüm sınıfa yayıldı. Onları toplarken servisi kaçırdım. Otobüs bileti alayım dedim, büfenin önünde beklerken otobüs önümden süzüldü gitti. Küplere bindim. Bir süre durakta bağırdım çağırdım. Yanında bir teyzecik vardı. Teyzecik diyorum çünkü gerçekten çok tatlı biriydi. Nurdan Teyzeme benziyordu. Nurdan Teyzem, annemden on iki yaş büyük. Anneanneme o kadar benziyor ki onu anneannemden ayırt edemeyenler olunca da, canım benim yaşım kaç başım kaç, baksanıza hiç benziyor muyuz diye söyleniyor. Ama devamlı gülümsüyor, şu uzuuuuun hayatımda karşılaştığım en eğlenceli insan kendisi. Balıkesir'de oturuyor. Bir dakika konu Nurdan Teyzeme nasıl geldi? Duraktaki teyze mi? Evet, onu anlatıyordum, canım ben de unutmadım, biliyorum onu anlattığımı da, bakayım siz beni iyi takip edebiliyor musunuz, dedim. Evet, işte o durakta ben bilet bulamamış, kantinde sıra kendisine gelmediği için aç kalmış, boş derslerin ikisinde de beden dersi yerine resim dersi yapmış ve ne idüğü belirsiz şeyler çizip öğretmenin kafasını karıştırmış halimle kızgınlıkla söyleniyordum. O teyzecik ise bana şaşkın gözlerle bakıyordu. Beni yanına çağırdı ve bu ne hal oğlum, sen kaç yaşındasın böyle, deyiverdi. Ne var ki yaşımda dedim, bilmem kaç yıl önce dokuz yaşındaydım diye de ekledim hemen. Sanki dünyanın tüm aksilikleri seni bulmuş gibi davranıyorsun, dedi. Evet, öyle dedim. Bugün sabah zamanında çalmayan saatimden, banyo sırasına, kantinden, resim dersine, servisten büfe kuyruğuna kadar her şey üst üste geldi dedim. Bunlar toplam kaç saat sürdü, dedi. Ben de hesaplamaya başladım. Sabah 6 buçukta kalktım, işte çalmayan alarma kızgınlık, banyoda kardeşi bekle, babayı bekle, okula gel, kantinde dur, resim dersi, büfe, derken toplam 6 saat 34 dakika 21 saniye dedim. Sonra saymaya devam ettim tabi, gerçekçi bir insanım ben. Yanlı olmasın istedim. 22 saniye, 23 saniye, 24 saniye. Teyzecik beni durdurmasaydı sayıyordum ne güzel.

Bana aynen şunları söyledi: (Bak buraya yazıyorum, bir yerde kullanacaksanız teyzecik lakabıyla alıntı yapmalısınız, ona göre. Sorumluluk kabul etmem.) "Yani diyorsun ki, ben dokuz yıldan bilmem ne kadar fazla süredir dünyada yaşıyorum ama 6 saat 34 dakika yirmi küsür saniyede başıma gelenler diğer tüüüüüm güzel şeyleri sildi süpürdü. Öyle mi?" Ben tabii ki "hayır" dedim. Bu soruya verilecek en doğru cevabı verdiğimi düşünüyorum. Haydi, bir pehlivan varsa aranızda evet diyecek, çıksın da görelim. Doğru ya, her şeyi biraz büyütmüş olabilirdim. Banyo kapısında bir dakikadan birazcık daha uzun bir süre beklemiştim ama bana bir saat gibi gelmişti. Alarm sadece üç dakika geç uyanmama sebep olmuştu, yani o kadar da büyük bir fark değildi. Sıra arkadaşım çantasını yere düşürmeseydi ve içindeki tüm kitaplar sınıfın her yerine dağılıp kapıya ulaşmamı engellemeseydi de servisi kaçıracaktım. Koridorda bir kavga çıkmış ve öğretmenler sınıftan çıkmamızı engellemişlerdi. Beni kızdıran ve sabırsızlığa iten şey hiçbir şeyin kontrolüm altında olmamasıydı.

Otobüsle eve dönerken, sabretmek üzerine düşündüm. Beni bilen bilir, çok nadir tek bir şey üzerine düşünürüm. Genelde tüm düşüncelerim birbirine girer. Ama bu defa kendimi zorladım ve sadece sabretmeyi düşündüm. Otobüs camından dışarıdaki insanları izledim. Yağmura yakalanıp söylenenler, arabası bozulup söylenenler, öndeki araç yeşil yanmasına rağmen niye hala duruyor diye kornaya basıp söylenenler… Ne çok söylenen var etrafımızda, dedim. Bu söylenmeler, dışarıdan bakınca hiç hoş görünmüyordu. Bugün ben kendime dışarıdan baksaydım, kendimden hoşlanmazdım. Sürekli söylendim. Kardeşime, babama, servis şoförüne… Tamam servis şoföründen tırstım biraz, o yüzden ona pek söylenemedim. Ama içimden kızdım. Mırıl mırıl devamlı kızgınlıkla dolaştım. Bütün günü, 6 saat 34 dakika 21 saniyeyi kendi kendime kızarak geçirdim.

Eve gelince hemen bir liste yaptım kendime.

- Sabah nasıl uyandığın çok önemli. Yatarken dualarını yapıp, iyi şeyler düşünüp uykuya daldıysan sabah da öyle uyanırsın, unutma!

- Kahvaltıda kardeşine sataşmamaya çalış. Evet, sataştırıyor zorla ama sen yine de kendine engel ol. Güne kızgınlıkla başlama.

- Banyo sırası beklerken kol saatin gözünün önünde olsun. Saniyeleri say ve aslında o kadar da uzun süre beklemediğini düşün. Ya da en iyisi, ne bekliyorsun orada, kapıya bir not kağıdı yapıştır sıranın sende olduğunu bilsin sonradan gelen kişi. Sen de odana gidip çantanı hazırla. Zamandan kazan, akıllı ol.

- Kantin sırası çok kalabalıksa diğer teneffüs tekrar dene.

- Büfede bilet sırası, parkta oyun sırası, kantinde yiyecek, fırında pide sırası derken hayat kuyruklarda geçiyor olabilir ama bu zamanları sabırla karşıla. Sıradaki insanlarla sohbet et, tanış. Böylece vaktin nasıl geçtiğini anlamazsın. Hatta biraz daha sohbet etmek için sıranı arkadakilere verirsin. Arkadaşlarla muhabbet etmek güzeldir, denemelisin.

- Sabretmek insanın çevresine zarar vermesini önler. Sabretmeyi öğren.

- Yüzyıllardır insanlar ne çok zorluklar çekmiş, senin başına gelen ne ki, diye düşün ve mutlu olmaya bak.

- Rabbimiz sabırlı olanları seviyordur de. Nefesini tut, öfkeni yen, sıranı bekle.

Siz de kendi listenizi yapabilir, başınızdan geçen ve sizi kızdıran şeylere karşı geliştirdiğiniz sakinleşme yöntemlerini bize yollayabilirsiniz.

Sitemizdeki oyunlar da sakinleşmek için birebir. İyi eğlenceler…